19.08.2007

Türkiye'de Tekne Marina Sektörü 2007 Yaz

Gönül ister, her sektörden böyle umutlu haberler gelsin. Umuyoruz, önümüzdeki günlerde de bu tip haberlere rastlarız. Hürriyet'ten Erkan Çelebi'nin haberini bugün sizinle paylaşmak istiyoruz. Ayrıca, ingilizce hazırlanan çok hoş bir blogu da sizlere tavsiye ediyoruz.

"Türkiye’de tekne sevdası zirveye çıktı, marinalarda bağlanacak yer kalmadı

TÜRKİYE’deki tersaneler, tekne ve yat siparişlerini karşılamakta zorlanırken günlük 15 bin yat kapasitesi olan marinalarda, kapasite kullanımı yüzde 120’lere dayandı.

Marina işletmecileri çareyi, kiraya yüzde 5-10 zam yapmakta buldu. Buna rağmen marinalarda yer sorunu had safhaya ulaştı. Şimdi tekne ve yat için ’tanıdık yoluyla torpil mekanizması’ çalışıyor.

TÜRKLERİN tekne tutkusu, çılgınlık boyutuna ulaştı. Türkiye’deki tersaneler, tekne ve yat siparişlerini karşılamakta zorlanıyor. İstanbul, Ege ve Akdeniz’deki marinaların kapasite kullanımı da bir anda yüzde 120’lere ulaştı. İşletmeciler çareyi, toplam kapasitesi 15 bin yatla sınırlı olan marinaların kira bedellerine yüzde 5-10 zam yapmakta buldu. Ancak, bu da çözüm olmadı. Marinalarda yer sorunu had safhaya ulaştı. Tekne ve yat bağlayacak marina bulan, kendini şanslı sayıyor. Bulamayanlar tanıdık bulup torpil yaptırarak teknesine yatına yer buluyor. İstanbul, Ege ve Akdeniz’deki marinalarda yaşanan yer sorununda, tekne ve yat satışındaki artışa paralel, İtalya, Yunanistan, Hırvatistan ve İspanya gibi ülkelerdeki marinaların doluluk oranları da etkili oluyor.

TERSANE SAYISI ARTIYOR: Spor amaçlı gerçekleştirilen yatçılığın üst gelir grubu arasında yükselen trend olması, siparişlere yansıyor. Bu da, tekne ve yat üreten tersane sayısının gün geçtikçe artmasına yol açıyor. Bu artış, ihracata yönelik üretimlerde de gözleniyor. Mega yat üretiminde İtalya ve Amerika’nın ardından dünyanın 3’ncü büyük üreticisi konumuna gelen Türkiye’de, mega yat üreten 14 kuruluş bulunuyor. Bu kuruluşlar, yılda toplam 2 bin 256 metre uzunluğunda 61 dev yat üretimi gerçekleştiriyor.

13’Ü MAVİ BAYRAKLI 35 MARİNA: Arkadaşımız Meltem Kara’nın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de 13’ü mavi bayraklı olmak üzere toplam 35 marina bulunuyor. Bu marinaların toplam kapasitesi 15 bin yatı buluyor. Deniz turizmi Türkiye turizm gelirlerinin yüzde 25’ini oluşturuyor. Türkiye’deki marinalar, ağustos ayı itibariyle yüzde 100’lük doluluk oranına ulaştı. Bir çok marinada doluluk yüzde 120’leri buldu. Ege ve Akdeniz’deki marinalar, imkanları ve Yunan Adaları’na yakınlığı nedeniyle ön plana çıkıyor. Ege ve Akdeniz’de bulunan yatların bir sonraki durağı İstanbul oluyor. Günlük bağlama alanı kiralayan bu turistik yatlar, İstanbul’dan ayrıldıktan sonra yeniden Ege’ye dönüyor.ÜRETİMDE PATLAMA: Yükselen tekne trendinden, üreticiler de payını alıyor. Bunda, tekne ve yat ihracatında yaşanan artış da etkili oluyor. 2006 yılında lüks yat siparişlerinde yaşanan yüzde 88 oranındaki artışın, bu yıl yüzde 100’lere ulaşması bekleniyor. Bu üretici firma sayısında da artışa neden oldu. İstanbul Tuzla’da tekne üretimi gerçekleştiren kuruluşlar, daha şimdiden talebe yanıt vermekte zorlanıyor.

Mavi bayraklı marinalar

MAVİ bayraklı marinalar şöyle sıralanıyor: Antalya’da; Kemer Türkiz Marina, Setur Finike Marina, Muğla’da; Ece Marina, Port Göcek Marina, Netsel Marina, Akdeniz Martı Marina, Milta Marina, D-Marin Turgutreis, Port Bodrum Yalıkavak, Aydın’da; Setur Kuşadası Marina, Setur Ayvalık Marina, İstanbul da ise Ataköy ve Kalamış Marina. Mavi bayraklı marinaların arasında yer alan Setur Antalya Marina, bu sezonun başında Çelebi Marina’ya devredildi. Devredilme işlemlerinin marina seçiminden sonra yapılması, 14 olan mavi bayraklı marina sayısının 13’e düşmesine yol açtı.

En iyi hizmet Türkiye’de

DENİZE olan ilgilinin arttığını söyleyen Setur Kuşadası ve Çeşme Marina Müdürü Hakan Tellioğlu, "Gençlerin almış olduğu yelken eğitimlerinin marinaların doluluğunda etkisi var. Ayrıca gelir seviyelerinin yükselmesi de artışlarda etkili oluyor" dedi. Tellioğlu, Avrupa’da en iyi hizmeti veren marinaların da Türk marinaları olduğunu söyledi.

Marina kapasitesi yetersiz kalıyor

DENİZ turizminin, Türkiye turizm gelirlerinin yüzde 25’ini oluşturduğunu hatırlatan Milta Bodrum Marina Genel Müdürü Ömer Karacalar, "Bu oran, Akdeniz havuzunda dolaşan tekne sayısının ancak yüzde 0.7’sine yanıt verebilen marina kapasiteleri ile mevcut potansiyelin çok altında" dedi. Karacalar, şöyle konuştu: "Avrupa’daki marinaların doluluğu, Türkiye’ye olan yönelimi de artırıyor. Bu kadar büyük potansiyele sahip bir sektörün gelişmesi marina yatırımlarının artması ile mümkün olabilir. Ancak, Türkiye’deki toplam marina kapasitesi henüz çok yetersiz. Buna karşın, sadece Türkiye’de değil tüm Akdeniz’e sahili olan ülkelerde denize indirilen tekne sayısı hızla artıyor."

Marina kiraları Avrupa seviyesinde

MARİNALARDA çekek, onarım gibi standart hizmetlerin dışında kablosuz internet, yakıt, fitness center, sauna, masaj, alışveriş merkezi, restoran ve bar gibi hizmetler de veriliyor. Türk marinalarında verilen hizmet ve bakım-onarım Avrupa marinalarından aşağı kalmıyor. Marinalarda kiralar da Avrupa’yla aynı seviyede bulunuyor. Marinaların günlük minumum kiraları, 10 dolar ile 27 Euro arasında değişiyor. Bu bedel aylık 194 dolar ile 500 Euro arasında değişiyor. Yıllık bağlama bedeli ise 787 dolardan 2 bin Euro’ya kadar çıkıyor. 100 YTL’nin altında kalan ücretlere ayrıca KDV ekleniyor.

Servis ve hizmet standardı arttı

ULUSLARARASI alanda denize inen yat sayısının her yıl arttığını söyleyen Kemer Türkiz Marina Müdürü Umut Tepedelenlioğlu, "Akdeniz’e inen yat sayısı artıyor. Üretilen yatların boyları da büyüyor. Yatlar büyüdükçe marinaların kapasitesi de azalıyor. Türkiye’deki marina servisi ve teknik bakım-onarım hizmetleri gelişmiş durumda. Personel sayısı da yüksek. Ayrıca serbest bölgede üretilen tekneler Türk turizminin tanıtılmasını da sağlıyor" dedi.

Homeport limana ihtiyaç var

2010 yılına kadar kuruvaziyer şirketleri tarafıdan inşaatları başlamış kuruvaziyer gemilerin maliyetinin 17.5 milyar dolar olduğunu söyleyen Deniz Turizmi Birliği Genel Sekreteri Artun Çağlayan, "Kuruvaziyer gemiler Karadeniz’e çıkamıyor. Barcelona ve İtalya’dan kalkan gemilerin Karadeniz’e açılması çok uzun sürüyor. Kimse bu kadar uzun süreli bir yolculuğa çıkmayı istemiyor. Bu nedenle Türkiye homeport olmalıdır. Karadeniz’e açılmanın yolu bir homeport limandan geçiyor" diye konuştu."

22.07.2007

İş Ahlakı Üzerine Bir Yazı

Bazen bir resim, bir sayfa analize bedeldir. Aşağıda yayınladığımız resim, iş sahibinin iş yerine olan saygısından ileri gelen davranışı takdire şayandır. Bu çok doğal gelişen davranış, diğer ülkelerde bir zorunluluk olarak algılanabilir. Türkiye'de çekilen bu resimde, iş sahibi bize birçok ders veriyor aslında.

15.07.2007

Toplu Mülakat ve İş Arayanlar, Aradığını Bulanlar, Bulamayanlar, Bir Kariyer Hikayesi

IKEA her zaman hayretle takip ettiğim bir uluslararası şirket olmuştur. Bir keresinde, bu şirket hakkında case study üzerinde çalışmıştım. Ulusal (İsveç) renklerinden taviz vermeden, Dünya'nın her yerinde Wal-Mart gibi Çin de Çin demeden, en ucuz ve lojistik olarak en yakın üretim yerleri ile çoğunlukla yerel üreticiler ile çalışan IKEA hakkında yeni bir haber Pazar günü Hürriyet İK'da yer aldı. Haberin tamamını aşağıda bulabilirsiniz. Kısa bir yorum yapmak gerekirse, o ilk mülakat dakikaları gerçekten çok duygusal. Sevdiğiniz birisi ile ömür boyu yaşamak gibi. İnsan işini severse, gerisi kolay. Ayrıca sattığı ürünleri de sevmesi gerek. Ancak çok sevdiği bir şirkette mülakatı bile geçememek? Kısmet mi? Şans? Her neyse, herşeyin hayırlısı demekle yetiniyoruz. Umarız Türkiye'den de IKEA gibi agresif, büyük düşünen şirketler Dünya'ya yayılır. Tarihi çok eski nice gıda şirketimiz var, ancak bunlar neden yüksek ihracat rakamlarına ulaşamıyor. Önümüzdeki günlerde ihracattaki ilk 100'ü tartışacağız. Şimdi söz verdiğimiz haber zamanı :-) Gaye Güzelay'ın haberi,

İşte toplu mülakat böyle yapılıyor

IKEA’nın insan kaynakları uzmanları, 9-11 Temmuz arasında yaklaşık bin adayla, en fazla 7’şer kişilik gruplar halinde mülakat yaptı. Seçilenler, önümüzdeki hafta bire bir mülakata alınacak. Aralarından 80’i, 1 Kasım’da açılacak Bayrampaşa mağazasında çalışacak. Toplu mülakatlardan birine katıldık, adayların nasıl değerlendirildiğine baktık.

Masanın bir tarafında 6 aday, diğer tarafında 2 şirket yetkilisi var. Ikea’nın 1 Kasım’da açılacak Bayrampaşa mağazası için alınacak 80 satış danışmanının seçilmesinin ilk aşamasında, yani toplu mülakattayız. İlk 10 dakika şirket yetkilileri, Ikea Bayrampaşa İK Müdürü Başak Yılmaz ve Ikea Mobilya Satış Müdürü Emrah Bakiler, adaylara şirketi tanıtıyor. Ardından adaylar, sırayla daha önceki iş deneyimlerini ve neden burada çalışmayı istediklerini anlatıyorlar.

Bu arada gözüm adayların görüşme için uygun gördükleri kıyafetlere takılıyor. Kimisi spor giyinmiş, kimisi takım elbiseyi tercih etmiş. Örneğin daha önce bir yapı markette çalışmış olan Sarper ve Ahmet, kot pantolon üzerine spor gömlekle gelmişler. Sarper daha önceki işinde banyo bölümünde çalışmış. Yine banyo bölümünde mi çalışmak istediği sorulduğunda, "Evet tabii, banyoyu seviyorum" diyor. Daha önce Ikea’da çalışan Serdar, takım elbiseli, kravatlı. Şu anda bir mağazada satış danışmanı olarak çalışan Ebru, siyah gömlek ve siyah kumaş etek giymiş. Neden Ikea? diye sorusuna "Bu alanda kariyer yapmak istiyorum, bunu yapabileceğim yer de Ikea" diyerek, tatmin edici bir yanıt veriyor.

Sonra sıra vaka çalışmasına geliyor. Adaylardan, kendilerini mobilya ve ev dekorasyonu sektöründeki ünlü ABC mağazasının satış danışmanının yerine koyarak, şu konuları öncelik sırasına göre sıralamaları isteniyor: 1) Reyonunuzda boşalmış bir teşhir sepeti var, 2) Elinde bir ürün listesi ile dolaşan ve aradığını bulamayan bir müşteri var, 3) Rafta fiyat etiketi bulunmayan bir ürün var, 4) Takım liderinizle hazırlamanız gereken sipariş listesi var, 5) Ürünlerin satış paylarını kontrol etmeniz gerekiyor.

GRUBUN FARKLI SESİ EFE
Zor kısım aslında bundan sonra başlıyor. Adayların, sıralamayı grup halinde tartışıp, herkesin üzerinde hemfikir olacağı bir sıralama oluşturmaları gerekiyor. Grubun farklı sesi Efe oluyor. Onun dışındaki herkes sıralamada birinci önceliğin aradığını bulamayan müşteriye, ikinci önceliğin ise boş teşhir sepetine verilmesi gerektiğini söylüyor. Efe ise fiyat etiketi olmamasının ikinci öncelik olması gerektiğinde ısrar ediyor. İkna turunda, Efe’ye en fazla karşı çıkan kişi Serdar oluyor. İkisi arasındaki diyalogdan, Efe’nin heyecanlandığında hafif kekelediğini görüyoruz.

Bu noktada Bayrampaşa İK Müdürü Başak Yılmaz araya girerek, Sarper’e neden bu sıralamayı yaptığını soruyor, Efe’yi ikna etmesini istiyor. Sarper, "Müşteri bir ürün ararken siz etiketle uğraşırsanız sinirlenebilir, basar gider yani" diyor. Efe hala ikna olmuyor. Grupta onu ikna edecek birine ihtiyaç duyuluyor, Ebru imdada yetişiyor: "Diyelim ki çok güzel bir restoran var. Oraya gittiğinizde fiyat listesi yok ama garson geliyor, size ne istediğinizi soruyor, sizinle ilgileniyor. Yer çok güzelse, sırf fiyatını görmediniz diye bir daha gitmeyeyim demezsiniz. İlgi görürseniz fiyatı da zaten söylerler size." Efe sonunda ikna oluyor, "O zaman tamam" diyor.

NALAN KISIK SESLE CEVAP VERİYOR
Buna göre sıralamanın ilk üç maddesinin aradığını bulamayan müşteri, boş teşhir sepeti ve etiketsiz ürün olduğu konusunda fikir birliğine varılıyor. Ancak son iki maddede de grup Efe’yle farklılaşıyor. Diğerleri takım lideriyle hazırlanması gereken sipariş listesine öncelik verilmesi gerektiğini söylerken, Efe önce ürünlerinin satış paylarına bakılmasının doğru olduğunda ısrar ediyor. Grup Efe’yi ikna etme uğraşına devam ederken, Başak Yılmaz tekrar araya girip, bu sefer Nalan’a "Sipariş listesini neye göre hazırlamayı düşündün?" diye soruyor. Nalan önüne bakarak kısa bir süre düşünüyor, kısık sesle tatmin etmeyen bir yanıt veriyor. Ahmet aynı soruya, "Gezdiğiniz zaman gözle görülür zaten" yanıtını vererek, hem deneyimli olduğunu hem de özgüvenini ortaya koyuyor. Ikeacıların soruları sonucunda, bu sefer diğer adaylar, Efe’nin sıralamasını kabul ediyor.

Adaylara düşen kısım burada bitiyor. Sıra geliyor değerlendirmeye, yani bire bir mülakatlara kimlerin katılacağına karar vermeye.

KİMİ NASIL DEĞERLENDİRDİLER
Yetkililer değerlendirmeyi, ellerindeki form yardımıyla yapıyor. Formda sözel iletişim, aktif dinleme ve kavrama, problem çözme ve analiz, ikna etme ve takım çalışması yetkinlikleri zayıf, orta, iyi ve çok iyi olarak derecelendiriliyor. Ayrıca dış görünüş, diksiyon, konuşma dili kullanımının uygun olup olmadığı işaretleniyor. Sonuçta adaylar hakkında şu değerlendirmeye varılıyor:

Ahmet: Tam perakendeci. Uygun. Nalan: Çok zayıf, çok çekingen. Göz teması kuramıyor, ikna kabiliyeti yok. Ebru: Çok başarılı, prezantabl. Yol gösterici, kontrollü, hedefleri belli. Sarper: Akıllı, dinliyor, biraz sessiz. Geride kalacak ama verilen görevi de yapacak bir tip. Banyoda çalışmış, sattığı ürünleri seviyor. Efe: Konuşurken bazen takılıyor. Ama buna rağmen pes etmiyor. İnat da etmiyor. Çok problemli müşteri karşısında sıkışıp kalabilir. Showroom değil ancak mağaza katında çalışabilir. Serdar: Çok baskın. Efe’ye anlatıyor ama aslında bize bakıyor, dinliyor muyuz diye. Kendinden çok emin. Ezici bir yönü var. Grup liderini zorlayacak biri, o açıdan iyi. Ayrıca agresifleşmedi de.

Bu değerlendirmeden sonra, adaylar dışardaki masada sonucu öğreniyor. Bir sonraki mülakata geçenlere, mülakatın tarihi ve yer bilgileri, küçük turuncu ahtapot oyuncağa iliştirilmiş şekilde veriliyor. Nalan ise, üzerinde not olmayan bir ahtapot alıyor, olumsuz sonuç ona sözlü bildiriliyor.

Bu kişi çok sivri almayalım demiyoruz
Ikea Mobilya Satış Müdürü Emrah Bakiler, toplu mülakatta grubun içiden çıkan doğal liderlere dikkat ettiklerini söylüyor: "Burada öne çıkan arkadaşlar, kendi ekiplerinde de aynı liderliği göstereceklerdir. Ikea’da yöneticiler çalışanlar içinden çıktığı için, bu arkadaşlar ne kadar grup liderini zorlayacak kişiler olurlarsa o kadar iyi. Aman bu adam sivri, çok fazla öne çıkar, almayalım, ne olacak sanki satış danışmanlığı yapacak, demiyoruz."