15.07.2007

Toplu Mülakat ve İş Arayanlar, Aradığını Bulanlar, Bulamayanlar, Bir Kariyer Hikayesi

IKEA her zaman hayretle takip ettiğim bir uluslararası şirket olmuştur. Bir keresinde, bu şirket hakkında case study üzerinde çalışmıştım. Ulusal (İsveç) renklerinden taviz vermeden, Dünya'nın her yerinde Wal-Mart gibi Çin de Çin demeden, en ucuz ve lojistik olarak en yakın üretim yerleri ile çoğunlukla yerel üreticiler ile çalışan IKEA hakkında yeni bir haber Pazar günü Hürriyet İK'da yer aldı. Haberin tamamını aşağıda bulabilirsiniz. Kısa bir yorum yapmak gerekirse, o ilk mülakat dakikaları gerçekten çok duygusal. Sevdiğiniz birisi ile ömür boyu yaşamak gibi. İnsan işini severse, gerisi kolay. Ayrıca sattığı ürünleri de sevmesi gerek. Ancak çok sevdiği bir şirkette mülakatı bile geçememek? Kısmet mi? Şans? Her neyse, herşeyin hayırlısı demekle yetiniyoruz. Umarız Türkiye'den de IKEA gibi agresif, büyük düşünen şirketler Dünya'ya yayılır. Tarihi çok eski nice gıda şirketimiz var, ancak bunlar neden yüksek ihracat rakamlarına ulaşamıyor. Önümüzdeki günlerde ihracattaki ilk 100'ü tartışacağız. Şimdi söz verdiğimiz haber zamanı :-) Gaye Güzelay'ın haberi,

İşte toplu mülakat böyle yapılıyor

IKEA’nın insan kaynakları uzmanları, 9-11 Temmuz arasında yaklaşık bin adayla, en fazla 7’şer kişilik gruplar halinde mülakat yaptı. Seçilenler, önümüzdeki hafta bire bir mülakata alınacak. Aralarından 80’i, 1 Kasım’da açılacak Bayrampaşa mağazasında çalışacak. Toplu mülakatlardan birine katıldık, adayların nasıl değerlendirildiğine baktık.

Masanın bir tarafında 6 aday, diğer tarafında 2 şirket yetkilisi var. Ikea’nın 1 Kasım’da açılacak Bayrampaşa mağazası için alınacak 80 satış danışmanının seçilmesinin ilk aşamasında, yani toplu mülakattayız. İlk 10 dakika şirket yetkilileri, Ikea Bayrampaşa İK Müdürü Başak Yılmaz ve Ikea Mobilya Satış Müdürü Emrah Bakiler, adaylara şirketi tanıtıyor. Ardından adaylar, sırayla daha önceki iş deneyimlerini ve neden burada çalışmayı istediklerini anlatıyorlar.

Bu arada gözüm adayların görüşme için uygun gördükleri kıyafetlere takılıyor. Kimisi spor giyinmiş, kimisi takım elbiseyi tercih etmiş. Örneğin daha önce bir yapı markette çalışmış olan Sarper ve Ahmet, kot pantolon üzerine spor gömlekle gelmişler. Sarper daha önceki işinde banyo bölümünde çalışmış. Yine banyo bölümünde mi çalışmak istediği sorulduğunda, "Evet tabii, banyoyu seviyorum" diyor. Daha önce Ikea’da çalışan Serdar, takım elbiseli, kravatlı. Şu anda bir mağazada satış danışmanı olarak çalışan Ebru, siyah gömlek ve siyah kumaş etek giymiş. Neden Ikea? diye sorusuna "Bu alanda kariyer yapmak istiyorum, bunu yapabileceğim yer de Ikea" diyerek, tatmin edici bir yanıt veriyor.

Sonra sıra vaka çalışmasına geliyor. Adaylardan, kendilerini mobilya ve ev dekorasyonu sektöründeki ünlü ABC mağazasının satış danışmanının yerine koyarak, şu konuları öncelik sırasına göre sıralamaları isteniyor: 1) Reyonunuzda boşalmış bir teşhir sepeti var, 2) Elinde bir ürün listesi ile dolaşan ve aradığını bulamayan bir müşteri var, 3) Rafta fiyat etiketi bulunmayan bir ürün var, 4) Takım liderinizle hazırlamanız gereken sipariş listesi var, 5) Ürünlerin satış paylarını kontrol etmeniz gerekiyor.

GRUBUN FARKLI SESİ EFE
Zor kısım aslında bundan sonra başlıyor. Adayların, sıralamayı grup halinde tartışıp, herkesin üzerinde hemfikir olacağı bir sıralama oluşturmaları gerekiyor. Grubun farklı sesi Efe oluyor. Onun dışındaki herkes sıralamada birinci önceliğin aradığını bulamayan müşteriye, ikinci önceliğin ise boş teşhir sepetine verilmesi gerektiğini söylüyor. Efe ise fiyat etiketi olmamasının ikinci öncelik olması gerektiğinde ısrar ediyor. İkna turunda, Efe’ye en fazla karşı çıkan kişi Serdar oluyor. İkisi arasındaki diyalogdan, Efe’nin heyecanlandığında hafif kekelediğini görüyoruz.

Bu noktada Bayrampaşa İK Müdürü Başak Yılmaz araya girerek, Sarper’e neden bu sıralamayı yaptığını soruyor, Efe’yi ikna etmesini istiyor. Sarper, "Müşteri bir ürün ararken siz etiketle uğraşırsanız sinirlenebilir, basar gider yani" diyor. Efe hala ikna olmuyor. Grupta onu ikna edecek birine ihtiyaç duyuluyor, Ebru imdada yetişiyor: "Diyelim ki çok güzel bir restoran var. Oraya gittiğinizde fiyat listesi yok ama garson geliyor, size ne istediğinizi soruyor, sizinle ilgileniyor. Yer çok güzelse, sırf fiyatını görmediniz diye bir daha gitmeyeyim demezsiniz. İlgi görürseniz fiyatı da zaten söylerler size." Efe sonunda ikna oluyor, "O zaman tamam" diyor.

NALAN KISIK SESLE CEVAP VERİYOR
Buna göre sıralamanın ilk üç maddesinin aradığını bulamayan müşteri, boş teşhir sepeti ve etiketsiz ürün olduğu konusunda fikir birliğine varılıyor. Ancak son iki maddede de grup Efe’yle farklılaşıyor. Diğerleri takım lideriyle hazırlanması gereken sipariş listesine öncelik verilmesi gerektiğini söylerken, Efe önce ürünlerinin satış paylarına bakılmasının doğru olduğunda ısrar ediyor. Grup Efe’yi ikna etme uğraşına devam ederken, Başak Yılmaz tekrar araya girip, bu sefer Nalan’a "Sipariş listesini neye göre hazırlamayı düşündün?" diye soruyor. Nalan önüne bakarak kısa bir süre düşünüyor, kısık sesle tatmin etmeyen bir yanıt veriyor. Ahmet aynı soruya, "Gezdiğiniz zaman gözle görülür zaten" yanıtını vererek, hem deneyimli olduğunu hem de özgüvenini ortaya koyuyor. Ikeacıların soruları sonucunda, bu sefer diğer adaylar, Efe’nin sıralamasını kabul ediyor.

Adaylara düşen kısım burada bitiyor. Sıra geliyor değerlendirmeye, yani bire bir mülakatlara kimlerin katılacağına karar vermeye.

KİMİ NASIL DEĞERLENDİRDİLER
Yetkililer değerlendirmeyi, ellerindeki form yardımıyla yapıyor. Formda sözel iletişim, aktif dinleme ve kavrama, problem çözme ve analiz, ikna etme ve takım çalışması yetkinlikleri zayıf, orta, iyi ve çok iyi olarak derecelendiriliyor. Ayrıca dış görünüş, diksiyon, konuşma dili kullanımının uygun olup olmadığı işaretleniyor. Sonuçta adaylar hakkında şu değerlendirmeye varılıyor:

Ahmet: Tam perakendeci. Uygun. Nalan: Çok zayıf, çok çekingen. Göz teması kuramıyor, ikna kabiliyeti yok. Ebru: Çok başarılı, prezantabl. Yol gösterici, kontrollü, hedefleri belli. Sarper: Akıllı, dinliyor, biraz sessiz. Geride kalacak ama verilen görevi de yapacak bir tip. Banyoda çalışmış, sattığı ürünleri seviyor. Efe: Konuşurken bazen takılıyor. Ama buna rağmen pes etmiyor. İnat da etmiyor. Çok problemli müşteri karşısında sıkışıp kalabilir. Showroom değil ancak mağaza katında çalışabilir. Serdar: Çok baskın. Efe’ye anlatıyor ama aslında bize bakıyor, dinliyor muyuz diye. Kendinden çok emin. Ezici bir yönü var. Grup liderini zorlayacak biri, o açıdan iyi. Ayrıca agresifleşmedi de.

Bu değerlendirmeden sonra, adaylar dışardaki masada sonucu öğreniyor. Bir sonraki mülakata geçenlere, mülakatın tarihi ve yer bilgileri, küçük turuncu ahtapot oyuncağa iliştirilmiş şekilde veriliyor. Nalan ise, üzerinde not olmayan bir ahtapot alıyor, olumsuz sonuç ona sözlü bildiriliyor.

Bu kişi çok sivri almayalım demiyoruz
Ikea Mobilya Satış Müdürü Emrah Bakiler, toplu mülakatta grubun içiden çıkan doğal liderlere dikkat ettiklerini söylüyor: "Burada öne çıkan arkadaşlar, kendi ekiplerinde de aynı liderliği göstereceklerdir. Ikea’da yöneticiler çalışanlar içinden çıktığı için, bu arkadaşlar ne kadar grup liderini zorlayacak kişiler olurlarsa o kadar iyi. Aman bu adam sivri, çok fazla öne çıkar, almayalım, ne olacak sanki satış danışmanlığı yapacak, demiyoruz."

Hiç yorum yok: